Aşk Engel Tanıyor!

Engellilere özel günlerde genelde engelli-engelsiz ayrımcılığının olmadığı, herkesin eşit olduğu, herkesin bir engelli adayı olduğu söylenir. Peki teoride böyle olan uygulamada da böyle mi? Size bu konuyu her gencin yaşadığı veya yaşamak istediği bir duygu olan “Aşk” üzerinden anlatacağım.

Engelliler, sağlık alanında bir eksiklik sonucu bazı hareketlerden yoksun olsalar da bu onların duygulardan, aşktan, sevmekten ve sevilmekten uzak veya yoksun olduğu anlamına gelmez. Engelliler de sever, üzülür, ağlar, güler, aşık olur, acı çeker. Fakat toplumumuzdaki engelli algısı sanki hisleri olmayan, duyguları olmayan, mekanik bir insan gibidir. Bir insana özgü tüm duygu, davranış ve isteklerden uzak görürler engellileri. Peki bu gerçekten böyle mi?

Ben %46 oranında fiziksel engelli (serebral palsili) bir bireyim. Diğer tüm çocukların geçtiği bütün süreçlerden ben de geçtim. Ben de çocuk olduğumda oynamak istedim. Genç olduğumda sevdim, aşık oldum. Ama maalesef ki çocukluk yıllarında oyunlara “fasulyeden” katılırken, aşk hayatına “fasulyeden” bile katılamadım. Çünkü bir engelli ne anlar ki aşktan, değil mi? O gitsin sadece kendisi gibileri sevsin. Çocukluk yıllarımda, yani gençliğe yeni adım attığım ortaokul son ve lise 1. sınıfta tanışmıştım aşk duygusu ile. O yıllarda bir cesaretle hoşlandığım, aşık olduğum kıza hislerimi anlatsam da aldığım her “Hayır” cevabından sonra aşkın benim “haddime olmadığını” acı duygularla anlamıştım. Ve hayat bana zaman içerisinde platonik aşkı, aşık olunan kişiyi kaybetme korkusuyla ona hiçbir zaman duygularımı anlatmamayı öğretmişti. Peki bu “aşk” denen kavram neden benim haddime değildi.

– Çok mu çirkindim? Hayır. Herkes çok yakışıklı olduğumu söylüyordu.

– Çok mu kötü bir insandım? Hayır, herkes -özellikle de kızlar- aslında her kızın bir erkekte aradığı karaktere sahip olduğumu söylerlerdi.

– Çok mu aptaldım? Hayır, okul hayatımda da iş hayatımda da en aktif, en çok proje üreten ve yöneten bir gençtim.

Peki neydi sürekli reddedilmemin veya hiçbir kızın bana aşık olamamasının sebebi? Cevabı çok basit: “Engelli” olmam!!! E, ama hani aşk engel tanımazdı? İşte o zaman anladım ki bu sosyal medya da fenomen olmak için kullanılan klişe laflardan biriydi. Çünkü aslında kimse yanına engelli bir erkeği veya kızı alıp “Bu benim sevgilim” demeyi kendine yakıştıramıyordu. Çünkü bizim toplumumuzun literatüründe engelli kelimesi; aklı olmayan, duygulardan yoksun, iş hayatında ve özel hayatında asla başarılı olamayacak kişi demekti.

Şimdi tüm bunları okurken kendimi acındırmaya çalıştığımı, hatta bayağı bir abarttığımı düşünüyorsunuz değil mi? Ama maalesef ki anketler yine beni haklı çıkarıyor. Türkiye’de 18–44 yaş arası engellilerin evlilik oranı sadece %24! Ayrıca, Karadeniz illerimizden birinde yapılan bir ankette verilen cevaplar şu şekilde:

Ø ‘Engellilerin de evlenme hakkı olduğunu düşünüyorum.’ ifadesine araştırmaya katılan halkın %93’ü ‘katılıyorum’ ve geri kalan %7’si ‘kısmen katılıyorum’ cevabını vermiştir.

Ø Aynı katılımcıların büyük çoğunluğu ‘Oğlunuz veya kızınız engelli biriyle evlenmek isterse onay verir misiniz? sorusuna ise, olumsuz cevap vermiştir.

Yani araştırmaya katılanların önemli bir bölümü engelli evliliklerine bir hak olarak bakmaktalar. Ancak bu hakkı kendi akrabalarıyla değil, başka kişilerle kullanabilirler. [1]

Burada başka engellilerin özel hayatından örnek vermek istemediğim için kendi hayatımdan örneklerle sizlere bu yazımı sunuyorum. Bu yazımı yazmamdaki amaç sizlere ne kendimi, ne de diğer engellileri acındırmak değildir. Buradaki amacım; toplumda var olan hayatta başarılı olmuş engellilere bakarak engellilere dair tüm önyargılarınızı yıkmanızdır. Umarım bu yazım sizleri bir nebze olsun düşünmeye sevk edebilmiştir.

Sağlıcakla kalın.

Sevgiler…

[1] Deniz Karanlık, Nigar Erdemiroğlu “Engellilerde evlilik” konulu projesinden alıntır.