Ülkemiz son günlerde çok acı bir deneyim yaşadı. İki gün arka arkaya Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta öğrencilik yıllarımızda kendimizi en güvende hissettiğimiz yer olan okullarımızda silahlı saldırılar gerçekleşti. Vefat eden öğretmenlerimiz ve çocuklarımız var, Allah rahmet eylesin. Bu olay aslında tek bir perspektife sığdırılamayacak, pek çok nedeni olan bir durum. Fakat ben bu yazımda zaman içerisinde değişen ve artık her şeyi uçlarda yaşayan “modern” ebeveynlik algısından bahsetmek istiyorum.
İnsan doğası gereği üreme motivasyonu taşır. Hatta tüm canlılar üreme motivasyonu ile yaşamlarını devam ettirir. Zaten insanlarda “âşk” dediğimiz duygu da biz farkında olsak da olmasak da âşık olduğumuz kişi ile yakınlaşarak bir çocuk dünyaya getirmek, yani üremek motivasyonu ile gelişir. Bu kadın doğası için de, erkek doğası için de böyledir. İçgüdüsel olarak kadın doğum yapma, bebeğini besleme arzusu taşırken, erkek de soyunu devam ettirme ve genlerini aktararak yeni jenerasyonlar oluşturma ihtiyacı hisseder. İlk insan olan Hz. Âdem ve Hz. Havva’dan bugüne gelebilmemizi bu en temel içgüdüye borçluyuz. Üreme konusunda hayvanlar ile bizi ayıran en temel nokta; hayvanlar dünyaya getirdiği yavruyu kısa bir zaman içinde yetiştirip kendi haline bırakabilirken, insan yavrusunun daha uzun süre (belki 18 yaşına kadar) takip ve eğitim gerektirmesidir.
Günümüzde her ne kadar “Zaman değişti. Gençler artık çocuk yapmak istemiyor” dense de bir genç olarak ve pek çok gençle sohbet eden biri olarak söyleyeyim: Gençler çocuk sahibi olmak istiyor. Fakat bunu rastgele bir şekilde yapmak istemiyor. Daha eşini bulmadan önce başlıyor bu süreci planlamaya. Çünkü gençler artık biliyor ki seçeceği eş yalnızca kendisine kadın/erkek olmayacak, aynı zamanda o kişiden dünyaya getireceği çocuğun da annesi/babası olacak. Yani o eşin hayata bakışı, evliliğe, çocuk gelişimine bakışı, boş zamanlarını nasıl değerlendirdiği, dünya görüşü vs gibi etkenler aynı zamanda çocuğun da kim olacağını, ne olacağını belirliyor. Ve bir genç olarak üzülerek söylüyorum ki bir çocuk dünyaya getirme fikrine sıcak bakacağını potansiyel eş sayısı gün geçtikçe erkekler için de kadınlar için de azalıyor.
Yazımın başında “uçlarda yaşanan modern ebeveynlik” diye bir kavramdan bahsetmiştim. Ben bir çocuk gelişim uzmanı, pedagog veya psikolog değilim. Fakat bazı bilgileri edinmiş ve bu bilgilerle akıl yolu ile gözlem yapabilen bir insanım. Çevremde genelde genç ebeveynlerde şu iki tip ebeveyni yaygın olarak görüyorum:
- Çocukları tarafından yönetilen ebeveynler: Bu tip ebeveynler çocuğuna asla “hayır” demiyor. Çocuk evin kralı/kraliçesi gibi olmuş, anne – baba ise köle. Sebebini sorduğunuzda ise “çocuk her şeyi deneyimlemeli” gibi bir dizi bahane üretiliyor. En nihayetinde ise şımarık, her dediği yapıldığı için bir türlü disipline edilemeyen, sosyal hayata entegre olamayan bir çocuk hazırlanmış oluyor. Çünkü çocuk, ailede gördüğü ilgi ve alakayı herkesten bekliyor. Bu ebeveyn türünün okulda çocuk herhangi bir disiplinsizlik yapıp öğretmen tarafından uyarıldığında veya cezalandırıldığında okul basıp “siz benim çocuğumun psikolojisini bozuyorsunuz” diye çıngar çıkardığını söylememe gerek yoktur diye düşünüyorum.
- İlgisiz, vurdumduymaz ebeveyn tipi: Bu ebeveynler ise “aman şurada bir kahve içeceğim, çocuk beni bunaltmasın” diye çocuğa telefon, tablet, bilgisayar ne varsa önüne yığıp; takip de etmeyen cinsten. Bu ebeveynliğin mantığı çok basit: Çocuk huzursuzluk mu yaratıyor, ver telefonu oynarken sussun. Çocuk büyüyüp okula gittiğinde veli toplantısına gitmez, çocuğun durumundan bihaberdir, kız/erkek arkadaşının kim olduğundan ilişki düzeyinin ne durumda olduğundan habersizdir, çocuk internette ne yapar ne izler bilmez bile.
Bu iki ebeveynliğin de ortak yanı vardır: İkisi de çok modern ebeveyn olduklarını düşünürler. Aslında bir nebze haklılardır. Belki içlerinde çok fazla çocuk gelişim kitapları okumuş veya çocuk gelişimi üzerine videolar seyretmiş kişiler vardır. Tek eksikleri ise; denge kuramamaktır. Bu iki ebeveynlik tipinin elbette olumlu noktaları da mevcut. Asıl olan bu iki ebeveynlik tipinin olumlu noktalarından müşterek bir üçüncü tip oluşturmak ve bu ebeveynlik tipini benimsemektir bana göre.
Ben ilkokul mezunu bir anne ve ortaokul terk bir babanın evladıyım. Fakat ben ailemle her gün gurur duyuyorum. Çünkü ellerinden geldiğince bizi iyi yetiştirmeye çabaladılar. Annem, ev hanımıydı. Evde bana masallar okur, dualar öğretir, ilk okulda öğretmenim Gülten Karlı ile (ki muhteşem bir öğretmendir) sohbet eder, öğretmenimden benimle ilgili geri bildirim alırdı. Babam ise kasap. Esnaf olduğu için haliyle çok erken saatlerde işe gider, işten ise bazen 23:00’ü bulan saatlerde gelirdi. Fakat o yoğun temposuna rağmen eve geldiğinde bana ve kardeşime sarılmadan, günümüzün nasıl geçtiğini, neler yaptığımızı sormadan oturmaz; bizi okuldan aldığı her gün öğretmenlerimizle sohbet ederek okuldaki durumumuz hakkında bilgi sahibi olur, olumsuz giden bir durum varsa atılması gereken adımlar hakkında rehber öğretmenlerimizden bilgi alırdı. Haftada bir gün en az iki saatini bize ayırır, bizimle sinemaya veya AVM’lerdeki çocuk oyun alanlarına gelirdi. Hem annem hem babam bilgileri dahilinde bu saydıklarımdan kat ve kat fazlasını yaptılar. Bizden tek bir beklentileri vardı: Ne yaparsan yap, ne olursan ol ama ülkene ve çevrene faydalı bir insan ol! Hülasa eğitim düzeylerinden bağımsız, ilgili ebeveynlerdi. Hala da -ki ben 30 yaşındayım- ilgilerini üzerimizden çekmiş değiller. Bazen yorgunluktan dolayı erken yattığım da hem annem hem babam “Sen bu saatte yatmazsın, bir sıkıntın mı var?” diye sormaya başlarlar.
Gelinen noktada ise yukarıda anlattığım ebeveyn tipleri beni hayrete düşürüyor. Yani emniyet mensubu bir baba, sosyal hayata entegre olamayan çocuğunu sırf istiyor diye emniyet poligonuna götürüp hedef gözeterek ateş etmeyi öğretiyor. Üstelik çocuk reşit bile değil. Ha keza rehber öğretmenlerin çocuğun durumu hakkında aileyi defalarca bilgilendirdiği ama ailenin durumu kabullenmek istemediğine dair iddialar mevcut. Yazık değil mi ölen canlara?
Arkadaşlar, kıymetli dostlar;
Evet, söyledik: Üreme içgüdüsü taşıyoruz. Ama gerçekten bir çocuk dünyaya getirmek; küçükken oynadığımız evcilik oyunlarındaki gibi “Sen anne ol, ben baba olayım, hadi bu da bizim bebeğimiz olsun” diye başlanacak bir süreç değil! Ebeveynlik keyfinden, uykundan, huzurundan, yeri geldiğinde yiyeceğin lokmadan bile fedakârlık ister.
Evet, ülkemizde doğum oranları günden güne azalıyor ve bundan ben de rahatsızım. Ben de Türklerin üremesini ve çoğalmasını istiyorum. Ama bazı şeylerden feragat edemiyorsanız, çocuğunuzla ilgilenip ona en temel olan aile eğitimini veremeyecekseniz, çocuğunuzla vakit geçirip onu dinleyemeyecek veya birlikte faydalı aktiviteler yapamayacaksanız çocuk dünyaya getirmeyin. Ülkenin temiz, topluma faydalı, vatanını, milletini ve canlıları seven nüfusa ihtiyacı var. Ruhsal problemler yaşayıp, facialara imza atacak çocuklara değil.
Allah aşkına ya sağlıklı bir ebeveynlik için araştırmalar yapmaya başlayın ya da doğum kontrolünü öğrenip bir hevesle “hadi bizim de olsun” diyerek çocuk sahibi olmayın. Ve tüm bunlardan daha önemlisi eşinizi seçerken “bu çok yakışıklı” veya bu çok güzel” diye değil de eş olarak seçtiğiniz kişinin dünyaya getireceğiniz çocuğun yetişmesinde etkin rol alacağını göz önünde bulundurarak seçim yapın!




