Koronavirüs nedeni ile evde kaldığım iki aylık süreçte kendi kendime yaşadığım hayatı ve çevremdeki olayları sorgulamaya başladım. Hayatımızda neleri isteyerek, neleri istemeyerek yaşıyoruz? Yaşadığımız her şey bir gereklilik mi, yoksa bir şeyler dayatma üzerine mi gidiyor? Bu blog yazımda sorguladığım şeyleri sizlere de aktarmak istedim.
Dünya’yı kasıp, kavuran Covid-19 virüsü nedeni ile engelli olduğum için 2,5 ay gibi uzun bir süre idari izinli sayıldım. Bu süreç benim bazı şeyler üzerinde düşünmeme, yeni alışkanlıklar kazanmama ve yeni bakış açıları kazanmama neden oldu. Kendi gözlemlerimle birkaç şeyi sorguladım. Bunları maddeler halinde açıklamak isterim.
Kendimiz olmak
Modalar, trendler, şaşaalı hayatları konu alan diziler vesaire derken bize dayatılan bir hayatı yaşamaya çalıştığımızı düşünüyorum. Son moda elbiseyi almak, en son çıkan cep telefonuna sahip olmak, trend olan şeyleri kullanmak, dizilerdeki gibi şaşaalı bir hayat yaşamaya çalışmak derken hiç kendimizi düşünüyor muyuz? Gerçekten şaşaaya, en son çıkana, trend olana ihtiyacımız var mı? Yoksa bize bunlar güzel gösterildiği için beynimiz bu yanılgıya düşüp bizi bu çılgınlığa uymaya mı itiyor?
İnsanları yargılamak
Bilmem farkında mıyız? İnsanları sürekli yargılıyoruz. Giydiğine göre, konuşmasına göre, yediğine, içtiğine, okumasına, tuttuğu takıma, benimsediği siyasi görüşe göre sürekli yargılıyoruz. Özellikle siyasi görüşe göre yargılamak çok yaygın. Bir dönem siyasi düşünceler yüzünden sevdiklerini kaybetmiş, hapis yatmış, işkence görmüş bir toplumun sizce de bu olaylardan dersler çıkarıp, farklılıkları kucaklaması gerekmez mi? Kutuplaşmak, birbirimize saçma sapan olaylardan dolayı sırt çevirmek doğru bir davranış mı?
Sosyal medya çılgınlığı
Eskiden sosyal medyayı aşırı derecede aktif kullanan birisi olarak en çok sosyal medyayı sorguladım bu dönemde. Hayatımı gözden geçirdiğimde; ilk kullandığım sosyal medya olan MSN’i arkadaşlarım kullanıyor diye açmıştım. Arkasından Facebook geldi, sonra Twitter, sonra İnstagram… Peki bunlar bana gerekli miydi? Hayır! Aslında sosyal medyada doğru olup olmadığı belli olmayan haberlere, insanların siyaset üzerinden birbirlerine attıkları lafları görmeye, insanların yediğini, içtiğini, çıktığı tatili görmeye hiç de ihtiyacım yoktu. Bunun yerine kendimi akademik ve sosyal anlamda geliştirebilir, daha fazla kitap okuyabilir ve daha birçok şeye vakit ayırabilirdim.
Son teknoloji çılgınlığı
Bu konudan ilk maddede biraz bahsetmiştim. Fakat biraz daha açmak istiyorum. Önümüze gelen her teknolojiyi kullanmaya çalışıyoruz. Bunları kullanmak için kafamızdan çok güzel de bahaneler uydurup, kendimizi bunun gerekli olduğuna, bu dünyanın böyle olması gerektiğine inandırıyoruz kendimizi. Peki bu çılgınlıkla aslımızı, özümüzü, bizi biz yapan değerleri unutmak olması gereken bir durum mu? Özel günlerde kişiler tarafından toplu mesaj yağmuruna tutuluyoruz. Samimi olmayan, duygusuz emojiler de cabası. Şahsen ben; beni önemseyen birinin beni 2 dakika vaktini ayırıp aramasını beklerim. Eğer bana ayıracak 2 dakikası yoksa onun attığı toplu mesaj bana kendimi değerli hissettirmez zaten. O yüzden özel günlerde mesaj atmak yerine arayıp görüşmeyi kullanmaya başladım.
Covid-19 süresince ben bunları düşündüm. Şimdi bir kesim insanlar beni “geri kafalı” olarak görecektir. Herkesin görüşü kendinedir. Önemli olan benimsemediğin görüşe saygı duyabilmektir.




