Anne – babalar her zaman çocuklarının iyiliğini ister ve onları başlarına gelebilecek her türlü kötülüklerden korumak ister. Fakat, her şeyin fazlasının zarar olduğu gibi korumanın da fazlası zarar verebiliyor.
Hayat yolculuğumuz annemizin karnında başlıyor ve çocukluk, gençlik, yetişkinlik, yaşlılık gibi evrelerden geçerek ölüm ile nihayete erişiyor. Ebeveynlerimiz bu dönemlerde tüm canlıların yavrusunu korumak istediği gibi bizi de dış tehlikelere karşı korumak, kollamak istiyor. Belirli bir yaşa kadar bu korumaya ihtiyaç duysak da belirli bir yaşı geçtikten sonra bu korumacılığın etkisini yitirmeden devam etmesi yararımıza görünüp, zararımıza sonuçlanabiliyor. Her ne kadar bir psikolog veya pedagog olmasam da çevremdeki psikologlarla yaptığım istişarelerden bir çıkarımda bulunabiliyorum. Netice itibari ile doğaya da bakarsak; bir anne kuş ömür boyu yavrusunu gagasına alarak taşıyamaz, bir anne aslan ömür boyu avladığı avı yavrusunun önüne getiremez. Doğada hayvanlar, yavrularını hayat koşullarına hazırladıktan ve hayatta kalmaları için gerekli bilgileri yavrularına aktardıktan sonra yavrularını kendi hayatlarını kurmaları için doğaya salar, serbest bırakırlar. Fakat insanlar -özellikle ülkemizde- aşırı bir koruma içgüdüsü ile yavrularına iyilik yaptıklarını zannederken, aslında farkında olmadan en büyük kötülüğü yapıyorlar. İş hayatımıza, arkadaş çevremize ve daha hayatımızın birçok alanına müdahil olarak bize -tabiri caizse- balık tutmayı öğretmek yerine her gün balık getiriyorlar. Bu da bizi ömür boyu onlara bağlı kılarken, onlar vefat ettikten sonra ise sudan çıkmış balık gibi ne yapacağını bilmez halde kalmamıza neden oluyor. Oysaki; ailelerimizin belirli bir yaşa kadar (bu yaşı kanuni reşitlik yaşı olan on sekiz olarak baz alabiliriz.) hayatta karşımıza çıkabilecek tehlikeler ve bunlardan kendimizi nasıl koruyacağımıza dair bilgileri bize verdikten sonra bu bilgileri pratiğe dökmemize, kendi hayatımızı inşa edip, kendi kararlarımızı alabilmemize izin vermeleri gerekiyor. Aksi halde teoride olan bilgi pratiğe dökülemediği sürece öğrenilemiyor.
Benim bir genç olarak ebeveynlere vermek istediğim mesajlar şu şekilde:
-
Kendi Tecrübelerimizi Edinmemize İzin Verin.
Her ne kadar hata yapsak da, yanılsak da ömrümüzü sizin deneyimleriniz üzerine istesek de inşa edemeyiz. Bir düşünün, bir ebeveyn olarak siz yalnızca ailenizin size aktardığı tecrübelerle yetinebildiniz mi? Hayır, belirli bir noktadan sonra sizin de kendi tecrübelerinizi edinmeniz gerekti. O zaman tecrübe kazanmamıza uygun zemin hazırlayarak bir filmi yöneten bir yönetmen olmak yerine; ufak tefek hatalar yaptığımızda, işlerin içerisinden çıkamadığımızda gönüllü olarak danıştığımız bir mercii olun.
-
Bize (Gençlere) Güvenin.
Her ne kadar sizin gözünüzde genç; “toy, tecrübesiz, saf” anlamlarına gelse de artık o kadar saf bir gençlik yok. Özellikle internetin hayatımıza entegre olması ile binlerce, milyarlarca insanın deneyimine ve tecrübesine tek bir hareketle ulaşıp, bu bilgileri analiz edip, kendi tecrübelerimizle pişirip, daha akıllıca kararlar verebiliyoruz. Onun için siz yalnızca bizim yanımızda olduğunuzu hissettirin yeter.
-
Değişimin Farkına Varın!
Bu maddeye çok önem veriyorum. Çünkü, genelde “Bizim zamanımızda böyle olmazdı” veya “Biz anne-babamızdan böyle gördük, biz de böyle uygulayacağız” tarzında cümlelerle gençler çok karşı karşıya kalıyor. Fakat şunun farkına varılmalıdır ki; zaman, hızla değişen ve kendisi ile birlikte hayatı da değiştiren bir olgu. Nasıl ki şu an güvercinle haberleşmek yerine telefon vb. iletişim araçlarını kullanıyorsak veya şuan daktilo yerine bilgisayar, tablet gibi araçları kullanıyorsak yani eskileri kullanmak yerine nasıl ki değişime adapte olup yenileri kullanmaya başladıysak, iletişimde de yeniye adapte olmalıyız. Sizler, şuan anne-babalarınızdan gördüğünüz şeyleri bizde (gençlerde yani çocuklarınızda) uygulayamıyorsanız, biz de kendi çocuklarımıza sizden gördüğümüzü uygulayamayacağız.
Gençler sizlere asilik yapmaktan veya karşı gelmekten hoşlanmıyor sevgili anne-babalar. Fakat sizden anlayış bekliyorlar. Elbette ki bizler için endişeleniyorsunuz. Fakat şu an bizi güvene almak isterken aslında bizi kendine güvenmeyen, problemleri olan bir genç veya yetişkin olmaya hazırladığınızın farkında mısınız? Evlilikte bütün işleri karşı tarafa yıkmaya çalışan, iş yerinde terfii veya zam alamadığında sanki bir ilkokul çocuğu edasıyla içten içe annesini çağırıp yöneticisiyle konuşturmak isteyen bir gençlik yetiştirdiğinizin farkında mısınız?
Bize balık vermeyin, balık tutmayı öğretin! Bize önce yaşamayı öğretin, sonra bırakın bir ömür size minnettar bir şekilde kendi ayaklarımızın üzerinde durarak yaşayabilelim.




