Sana mı kaldı!

Bu sözü sık sık duyarız… Gençler, bir konuda fikir beyan etmek istedikleri zaman hemen söylenir: “Sen sus, büyükler konuşsun! Sana mı kaldı!” veya bir genç idealist olup, ülkesi için bir şeyler yapmak istediği zaman yine “Dur, sana mı kaldı!” denir.

Evet; bana kaldı, sana kaldı, ona kaldı!

Her karışı dedelerimizin kanıyla sulanan bu toprak onlardan bize kaldı!

Bu ülke için canla, başla çalışıp ülkemizi yüceltmek bize kaldı!

Vatandaşı olduğumuz ülke ile ilgili fikir belirtmek, proje üretmek bize kaldı!

Bilimde, sporda, fende, sanatta, siyasette, medeniyette öncü olmak ve ülkemizi de öncü hale getirmek bize kaldı!

Yanlışın konuşulduğu yerlerde doğruyu bilip söylemek bize kaldı!

Atalarımıza vefa göstermek bize kaldı!

Sosyal ve siyasal hayatta yalnızca katılımcı değil, karar alıcı da olmak bize kaldı!

Kardeş kavgasını bitirmek bize kaldı!

Cahil cesaretini kırıp, haddini bilmeyene legal ölçüde had bildirmek bize kaldı!

Okumak, anlamak, öğrenmek, uygulamak, bir dakika boş durmamak bize kaldı!

Bilinçli olmak bize kaldı!

Ülke için gece rahat bir uyku çekememek; düşünürken uykusuz kalmak bize kaldı!

Cumhuriyet’i anlamak ve sevmek bize kaldı!

Atatürk’ü sevmek bize kaldı!

Peki biz kimiz?

  • Biz; yüreğinde Türkiye ve Atatürk sevgisi taşıyan herkesiz.
  • Biz; milli takımlarımız bir başarı elde ettiğinde yerinde duramayan herkesiz.
  • Biz; ülkesi için canını hiç düşünmeden siper edecekleriz.
  • Biz; Atatürk’ün bu ülkeye kazandırdığı ve bizlere emanet ettiklerine gözü gibi bakanlarız.
  • Biz; 1 yaşından 100 yaşına kadını ve erkeğiyle Türk milletiyiz.
  • Biz; Âkif’in “Sen şehit oğlusun” dediği gençleriz.

Biz; Gazi Paşa’nın işaret ettiği kişileriz. Ve bakın, hatırlayın; Paşa’dan bize bir mektup var:

“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

   Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

 

   Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

 

  Mustafa Kemal Atatürk